KONU: Büyük ve çok değerli bir incinin çevresinde gelişen olaylar zinciri, Steinbeck'in şiirsel anlatımıyla destansı boyutlara ulaşıyor. Açgözlülüğün, doymak bilmez kar hırsının insanı nerelere kadar sürükleyebileceği, belki de hiçbir romanda böylesine vurucu anlatılmamıştır.
Kahramanımız genç, dinamik, siyah saçlı, parlak ve delici gözlere sahip olan Kino, her zamanki gibi sabah erkenden uyandı. Eşi Juano uyuyordu. Denizden gelen dalgaların hışırtısını dinledi. Bu dalgalar ve bu ses, hep halkına esin kaynağı olmuş, onlar için ne türküler yapılmış, söylenmişti.. Kendisi de adına Aile türküsü dediği bir ezgiyi mırıldanmaya başladı. Kino'nun atalarının en büyük özelliği hemen her konuda türkülerinin olmasıydı.
Diğer kulübelerdeki İnsanlar da yavaş yavaş uyanmaya başlamışlardı.
Bu esnada, bir akrebin beşikte uyuyan çocuklarına doğru i-lerlediğini fark ettiler. İkisi ... (Devam)
Varlıklar arasındaki benzerlik ve karşıtlıklardan yararlanarak üstün olanı saptamak, bir yargıya varmaktır.
UYARI: Karşılaştırma paragrafında ana düşünce sonuç cümlesidir.
Örnek:
Kış mevsiminden hiç ama hiç hoşlanmam. Soğuk oluşuyla, ulaşım zorluğuyla, yiyecek ve giyecekleriyle insana birçok sıkıntılar yaşatır. Oysa yaz mevsimi öyle mi? Bir kere üşüme diye bir sorununuz, donma diye bir korkunuz olmaz. Bunun için de kat kat giyeceklere gereksinmeniz yoktur. Yiyeceklerimizin büyük bir bölümü de yaz mevsiminin ürünleridir.
Paragrafta, aşağıdaki anlatım yollarından hangisi kullanılmıştır? (1998 00)
A) Betimleyici anlatım
B) Karşılaştırmalı anlatım
C) Öyküleyici anlatım
D) Özetleyerek anlatım
Parçada kış ile yaz Özellikleri bakımından karşılaştırılmış, yaz daha üstün bulunmuştur.
Hükümdarlar için hazırlanmış olan ahlakla ilgili bir Hint masal kitabıdır. Beydeba tarafindan kaleme alınmıştır. Kelile ve Dimne ismi masalın iki baş kahramanı, yani iki çakal olan Kalilag ve Damnag'dan adını almıştır. Bu masal kitabı öncelikle Sanskritçe'den Pehleviceye ve Pehleviceden Arapçaya tercüme edilmiştir. Ardından Batı dillerine de çevrilen eser, hem Doğuda hem Batıda büyük bir rağbet görmüştür.
Hikâyeler Bin bir Gece Masalları'nda olduğu gibi iç içe girmiş çerçeve hikayelerden oluşur. Pança-Tantra beş bölümle bir girişten müteşekkildir. Her bölümde bir çerçeve hikaye, onun içinde de hikâyecikler, manzum hikmetler vardır. Hikâyenin yazılış gayesi, Mehapur hükümdarının tembel üç şehzadesini adam etmektir.
Kelile ve Dimne bölümleri:
I. Bölüm: Dostluğun bozuluşu. Kahramanlar: Kral Aslan, müşaviri boğa ve nedimleri iki çakal. Doğu dillerine çevrilirken es... (Devam)
Söyleyeni belli olmayan anonim Türk aşk hikayesidir.
KEREM İLE ASLI
Kerem ile Aslı hikayesinin ilk olarak kim tarafından, ne zaman ve hangi coğrafyada ortaya çıktığı bilinmemektedir. Ancak bilinen bir gerçek vardır ki o da aslı ile kerem hikayesinin eski aşıklar tarafından en çok anlatılan bir aşk hikayesi olduğudur. Kerem ile Aslı Türkiye'de ve Oğuz grubu Türk boylarında olduğu gibi bazı başka milletlerde de (Ermeni, Gürcü, Lezgi, vb.) bilinen ve sevilen bir halk hikayelerinden biridir. Bunun sonucu olarak hikaye geniş bir coğrafyaya yayılmış ve farklılıklar oluşmuştur.
Kerem ile Aslı hikayesinde Olayların Geçtiği Yerler (mekanlar)
Batı edebiyatının en önemli klasiklerindendir. Flaubert'in şaheseridir. Eser, romantik, hayalci ve mantıktan çok duyguları ile hareket eden bir kadının başından geçenleri ele alır. Bu bakımdan, Romantizme bir tepki özelliği de taşımaktadır. Gustave Flaubert'ın Madam Bovary adlı romanı, tasvirleri ve realist gözlemleri, kurgulanış tekniğiyle batı edebiyatının en güzel şaheserlerinden biridir.
Madam Bovary Özeti:
19. asrın ikinci yarısıdır. Charles Bovary, Rouen'de eğitim görmektedir. Okulunu ailesinin sayesinde bitiren Charles, doktor olur. Tostes adlı küçük bir kasabada mesleğini sürdürmeye başlar. Charles, hırslı ve idealist bir insan değildir. Elindekiyle mutlu olan bir kişidir. Annesi, onun başarılı olması için çaba sarf eden, onu yöneten bir kadındır. Annesi, bu pek yetenekli olmayan oğlunu dul bir kadınla evlendirir. Dul eşi ile mutlu olamayan Charles bu hayata yine de katlanır.
... (Devam)
26 Nisan 1910'da Bosna'nın Tuzla kentinde doğan Mehmet Selimoviç, aslen Bileçeli olan zengin bir aileye mensuptur. Rahat bir çocukluk ve gençlik dönemi geçiren Selimoviç'in üzerinde, babasının büyük etkisi vardır. Selimoviç, yetişme döneminde Andersen'den Charles Dickens'a, Dostoyevski'ye kadar birçok ünlü yazardan beslenmiştir. Beslendiği bu yazarlar içerisinde özellikle Dostoyevski'nin fazlaca etkisi altında kaldığı görülür. 1930 yılında Belgrad'a gidip Belgrad Üniversitesi Felsefe Fakültesi'nde, Sırp Dili ve Yugoslav Edebiyatı okumaya başlamıştır. Üniversite eğitiminin ardından öğretmenliğe başlayan Meşa Selimoviç, Halk Kurtuluş Hareketi'yle iş birliği yaptığı gerekçesiyle, 1942'de, kız kardeşi ve ortanca kardeşiyle birlikte, Hırvat faşist güçleri 'Ustaşlar' tarafından tutuklanmıştır. Dört aylık hapishane hayatının ardından delil yetersizliği sonucu serbest bırakılmıştır.
Hz. Mevlana 1207 yılında Belh şehrinde doğmuştur. Babası Sultan-ül-Ulema diye bilinen Bahaeddin Veled annesi Mümine Hatun'dur. Bahaeddin Veled ailesi ile birlikte Belh'den ayrıldıktan sonra Bağdat'a buradan da Hac için Mekke 'ye gitmiş ve daha sonra Anadolu Selçuklularının en ihtişamlı dönemlerinde Anadolu'ya geçmiştir. Malatya, Erzincan, Akşehir yoluyla Larende'ye (bugünkü Karaman) geldi. 1225 yılında oğlu Hz. Mevlana 'yi Gevher Hatun'la evlendirdi. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad'nı daveti üzerine 1228 yılında Hz. Mevlana ile birlikte Konya'ya geldi. Bahaeddin Veled 1231 yılında vefat etti. Hz. Mevlana ertesi yıl babasının müritlerinden olan Muhakkık-i Tirmızı 'ye 9 yıl süreyle müritlik etti. (1232-1241) Bazı kaynaklarda Hz. Mevlana'mn öğrenimim ilerletmek için Şam'a gittiği söylenir. Muhakkık-i Tırmızi 'nin ölümünden sonra Hz. Mevlana medreselerde bir süre ders vermiştir. Verdiği dersler Sel... (Devam)
II.Meşrutiyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti İçinde örgütlenen subay ve aydınların baskısı sonucu 1908' de ilan edilir. Abdülhamit, Kanun-i Esasi'ye tekrar yürürlüğe koymak zorunda kalır. Meclis'i Mebusan'unda İttihat ve Terakki üyelerinin çoğunluğuyla yine aynı yıl açılır. Her türlü siyasal düşüncenin yasak olduğu bu dönem sona erince basın, aydınlar, sanatçı ve düşünürler, çeşitli alanlardaki düşünce ve eylemlerini büyük bir coşkuyla gerçekleştirmeye koyuldular. Bu dönem, Osmanlının dağılma ve yıkılma evresinin son aşamasıdır. Osmanlı artık taim anlamıyla Batı'nın sömürgesidir. 1789 Franız ihtilali'nin yaydığı 'milliyetçilik düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğu İçindeki ulusal azınlıkların birer birer bağımsızlık eylemine girmesine neden olmuştur. Bunda Avrupalıların kışkırtmalarının da önemli bir payı vardır. Gelinen süreçte, imparatorluğu ayakta tutma konusunda ortaya atılan... (Devam)
KONUSU: Dilencilik mesleğinin incelikleri anlatılırken, aynı zamanda, Osmanlı Toplumunun son dönemleri ile, Cumhuriyet döneminin ilk yılları gayet açık ve akıcı bir şekilde aktarılmakta, bir insana verilebilecek en büyük "sadaka"nm ise sevgi olduğu vurgulanmaktadır.
Şimdi olduğu gibi, çocukken de canım çok kıymetli idi. Yaşıtlarım her türlü oyunu oynarlarken, ben sadece onları seyretmekle yetinirdim. Hatta gelip bana sataştıklarında dahi, gücüm kuvvetim yerinde olmasına rağmen, hiç rahatımı bozmaz, kaale almazdım. Anlayacağınız, intikam duygusu ben de ta çocukluğumdan beri mevcut değildi. Ben, neticeye varmak için, niyaz etmek yolunu seçenlerdenim. Meslek icabı gayet iyi bilirim: Oldukça dişe dokunur bir çıkara dayanmayan konularda rica ve niyaz en kuvvetli silahtır. Yalvarmasını, amma usul ve adabına göre yalvarmasını bilen insan için açılmayacak kapı, erilmeyecek mertebe yoktur.
KONUSU: Kitapta, insanların "vakit nakittir" diyerek, sürekli olarak çalışıp, birbirlerine ve doğadaki güzelliklere zaman ayırmadıkları ve süreç içerisinde nasıl birer makine parçası haline geldikleri akıcı bir tarzda anlatılmaktadır.
BİRİNCİ BOLUM:
Büyük Bir Kent ve Küçük Bir Kız:
Çok eski zamanlarda, sıcak ülkelerde, büyük ve görkemli kentler vardı. Büyük saraylar, tapınaklar ve şatoların yaranda, kentin arka taraflarında, daracık sokaklar, eğri büğrü evler de bulunurdu. Aynı zamanda, insanların bir araya gelip, konuşmaları ve tartışmaları için geniş meydanlar da bulunurdu. Hepsinden önemlisi, bu kentlerde, günümüzdeki sirklere benzeyen, taştan basamakları olan, büyük tiyatrolar da vardı.
O günlerin üzerinden binlerce yıl geçti. O kocaman tiyatrolardan bugün sadece yıkıntılar kaldı. İşte bizim Momo'nun başından geçen olaylarda böyle bir kentte yaşandı.
Bu eser, Halide Edip Adıvar'ın çocukluk günlerinden başlayarak 36 yaşına kadarki hayat hikâyesini anlattığı bir anı kitabıdır. Halide Edip, kendi çocukluğunu, yetişme yıllarını, ilk yazılarını, ilk evlilik ve ayrılığını Mor Salkımlı Ev'de anlatırken bir yandan da Millî Mücadele döneminin ve imparatorluğun son dönemlerinin panoramasını ortaya koymaktadır.
Mor Salkımlı Ev Özeti:
Halide Edip, 1882'de Mehmet Edip Bey'in kızı olarak Beşiktaş'ta Mor Salkımlı Ev'de dünyaya gelmiştir. Aile, çeşitli sebeplerle ara ara bu evden ayrılmakla birlikte her defasında mor salkımlı eve geri döner. Halide'nin annesi Bedri-fem Hanım, o küçük yaşta iken veremden ölmüştür. Halide, onu çok az ve silik hatırlamaktadır.
Halide'nin hayatında, mor salkımlı evde 'Haminne' diye hitap ettiği anneannesinin büyük yeri olmuştur. Eyüp Sultanlı Nakiye Hanım {Haminnesi), Mevlevi, aşırı derecede merhametli, cömert, eli... (Devam)
Bir cümle olarak dile getirilen bir tezle bir antitezin iki ayrı grup yani farklı iki taraf arasında ve bir hakem kurulu karşısında tartışılmasına münazara adı verilir. Bu tür tartışmalar, aslında düşünce ve söz yarışmasıdır. Münazarada kullanılan dil ve üslup edepli ve seviyeli olmalıdır. Bu ölçü kaçırıldığında münazara çatışmaya dönüşür ki çatışmada sertlik, kabalık ve demagoji blunur. Bu sebeple tartışılan konularda tartışmacılar ister yanlış şeyler dile getirsin isterse fikrimize tamamen aykırı şeyler söylesin konuşmacıya müdahale etmeden sıramız geldiğinde kendi düşüncemizi söylemeliyiz. Münazara çoğunlukla eğitim kurumlarında öğrencilerin yeteneğini geliştirmek ve toplum önünde düzenli, soğuk kanlı konuşma alışkanlığını ayrıca karşı fikre saygı duyma düşüncesini edinmeleri amacıyla düzenlenir.
Sınıfta yapılan bir münazarada gruplar üç ya da dörder öğrenciden oluş... (Devam)
Yüklemin gerçekleşme nedeni belirtilir, "niçin" sorusu yanıtlanır. Yapılacak iş bitmiştir.
Korktuğundan ses çıkaramadı. Korkudan sesi çıkmadı. Korktu ki ses çıkarmadı. Korktuğu için sesi çıkmadı. Korktu da sesi çıkmadı. Korktu, ses çıkaramadı. (Devam)
Ocağına düşmek : Bir kimseye korunması için sığınmak ya da ondan
yardım istemek.
Ocağına incir dikmek, (ocağına darı akmak, ocağını söndürmek): Bir insana büyük kötülüklerde bulunmak, evini barkını, soluğunu çocuğunu yok etmek, darmadağın etmek.
Ocağını söndürmek : Evinin, ailesinin dağılmasına yol açmak.
Odsuz ocaksız: Çok yoksul, aç ve barın aksız.
Oflayıp puflamak : Herhangi bir şey ya da kimseden ötürü büyük sıkıntı duymak.
O gün bugün: Söz konusu durumun olduğu günden bu yana.
Oh canıma değsin :Birinin başına gelen kötü bir olaydan duyulan sevinci anlatır.
Oh çekmek : Bir başkasının düştüğü kötü bir duruma sevinmek.
Oh demek: Sonunda rahata kavuşmak, rahat bir duruma geçmek.
Oh olsun : Söz dinleyemeyerek,, yanlış işler yaparak kötü duruma düşenlere "Çok iyi olmuş." anlamında söylenir.
KONUSU: Bu eser Charles Dickens tarafından kaleme alınmış ve bir çocuğun ekseni etrafında, İngiliz toplumunun o günkü yaşayışı anlatılmakta ve eleştirilmektedir.
Adını vermek istemediğim bir şehrin düşkünlerevinde, adını konacak süre kadar dahî yaşayıp yaşayamayacağı şüpheli bîr çocuk dünyaya gelmişti. Annesi, "Çocuğu bir göreyim de öleyim" dedi. Çocuğu, kucağına verdiler. Kadın çocuğu Öptü, okşadı ve öldü. Oliver var gücüyle ağlıyordu. Kilise zangoçlarıyla nazırlarının şefkatli insafına bırakılmış bir öksüz olduğunu bilseydi beldi daha yüksek sesle ağlardı.
Oliver'i daha sonra, kimsesiz çocukların yaşadığı eve teslim ettiler. Burada, çocuklara genellikle kötü davranan yaşlı bayan Man bakıyordu. Çocuklar için verilen paranın büyük bir kısmını kendisi alıyor, çok azı ile ise çocuklara ölmeyecekleri kadar yiyecek yemek veriyordu. Banyo, temizlik vb. ise nadir rastlanan olay... (Devam)
KONUSU: Osmanlı Devleti'nin kuruluşu anlatılmaktadır.
â– â–
BİRİNCİ BÖLÜM: "Gün Doğmak İçin Batar"
Osmancık hasta yatağında, Bursa'nın alınmasını beklemekte, Bursa'ya gömülmek için, azraile karşı direnmektedir. Birazdan.müjdeyi alınca, rahatlayıp huzura kavuşur. Gözlerini kapatınca başında duranlar "uyudu" derler. Oysa, o uyumamış, hatıralara dalmış, hayatının ilkbaharına gitmiştir.
İlkbahar Selleri:
Çocukluğunda ve delikanlılığında ele avuca sığmazdı. Gücünün, kuvvetinin sahibi değil; gücü, kuvveti onun sahibiydi. Ağabeyleri Gündüz ve Sava'ya hayrandı. Şeyh Edebali ile tanışınca hayatının şekli tamamen değişti.
Oturmuş, ta Amuderya'dan Söğüt'e kadar olan yolun uzunluğunu hesaplıyor, dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşünüyordu. Edebali ona ne düşündüğünü sorunca, aynı şeyleri söyledi. Edebali de ona: "Dünyayı büyük gösteren bizim küçÃ... (Devam)