EtiketŞu anda giriş konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 44 içerik bulunuyor.
A Sözlüğü Sayfa 1 (Deyim)
Acemi çaylak : Toy, tecrübesiz, beceriksiz kimse.

Acemilik çekmek : -1. Bir işte bilgisiz ve deneyimsiz olduğu içjn sıkıntı çekmek. -2. Bir yerin yabancısı olduğu için bocalamak.

Acem kılıcı gibi İki tarafı (taraflı) kesmek: Yandaşlarına da, karşıtları­na da zarar vermek, her iki yanı da kırmak.

Acentadan çıkma : Yeni, gıcır gıcır (araba).

Acı çekmek (duymak) : -1. Vücutta herhangi, bir yara, ezik vb. nede­niyle aa duymak. -2. Yaptığı bir işin kötü sonuçlanmasından ötürü üzülmek.

Acı gelmek (bir şey, birine) : Bir söz, durum, davranış ona dokun­mak, onu üzmek.

Acından ölmek : -1. Çok acıkmış olmak. -2. Açlıktan ötmek.

Acı kuvvet: Zorlayıcı, ezici güç.

Acısı çıkmak : Bir güçlüğün daha sonra olumsuz, kötü sonuçlarını gör­mek, yaşamak.

Acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek) : Üzüntü yaratan bir olay belleğinde, gönlünde derin iz bırakmak.

Acısını almak ... (Devam)
Diğer Konular 26 Nisan 2013 Yorum yok
A Sözlüğü Sayfa 3 (Deyim)
Allah yarattı dememek: Acımasızca dövmek, hırpalamak, cezalandır­mak.

Allah "Yürü ya kulum" demiş : "Kısa sürede her giriştiği işten para ka­zandı." anlamında.

Allak bullak etmek (bir şeyi) (birini) : -1. Onu karıştırmak, bozmak, darmadağınık etmek. -2. Onu sağlıklı düşünemeyecek duruma getir­mek. (Kars. Altüst etmek, karmakarışık etmek.)

Allak bullak olmak : -1. Düzeni bozulmak. -2. Sağlıklı düşünemez du­ruma gelmek. (Kars. Altüst olmak, karmakarışık olmak.)

Allayıp pullamak (bir şeyi, kimseyi) : Onu süslemek, İlgi çeksin diye kötü yönlerini çarpıcı şeylerle donatmak.

Allem (etmek) kallem etmek : Amacına ulaşmak için her yola başvur­mak.

Allı pullu : Süslü, gösterişli.

Alnı açık, yüzü ak : Dürüst, namuslu (insan).

Alnından öpmek (bir kimseyi) : Onu çok beğenmek, kutlamak, takdir etmek.

Alnını karışlamak: Zor bir İşi yapacak olanın gücünü küçümsemek. (Kars. Meydan ok... (Devam)
Diğer Konular 31 Mart 2013 Yorum yok
Aldı Sözü Anadolu
ALDI SÖZÜ ANADOLU

 

KONUSU: Anadolu kültürü ile ilgili hemen her konuda söyleşiler, türküler, şiirler vb. örnekleri ile dolu bir kitap.

 

Diyoruz ki:

 

Arabamız köyün meydanında durduğu za­man, hemen dikkatimizi çeken büyük ve heybetli çınar ağacına baktık ve altında oturan köylülere kaç yaşında olduğunu sorduk. Sözü yaşlı bir amcaya bıraktılar: "Onu bu meydana diktikleri zaman ben daha çocuktum. Birlikte büyüdük sayılır. Biz baktıkça öyle büyüdü ki, heybetinden ürker hale gelmiştik. Derken ne oldu, nasıl oldu bilemiyoruz, bir kış dallarından biri kütürdeyerek göçtü. Bir fırtınada birkaç dalı daha koptu. Bir bahar san sarı küfler kabuğunu sardı. İçinde, nereden geldiği bilinmez haşereler türemişti. Aklı erenler, 'gövdeye ba­kın, gövde çürümemişse önemli değil' dediler. Hemen temizliğe başladık. Dalları budadık.

"Çınar dediğin devlet gibidir. Sen köke bak, g... (Devam)
Diğer Konular 03 Haziran 2013 Yorum yok
Anlatım Bozuklukları
SÖZCÜK DÜZEYİNDE ANLATIM BOZUKLUKLARI

Anlatımın temel birimi cümledir. Düşündüklerimizi, duyduklarımızı, tasarladıklarımızı ya da yaşadıklarımızı karşımızdakilere tam olarak iletebilme, cümle kurabilme gücümüze bağlıdır. Doğrusu cümlelerimizin açık, duru, yalın dilin işleyiş kurallarına uygun ve dilbilgisi yönünden doğru olmasıyla ilgilidir. Cümlelerimiz bu niteliklerden yoksunsa, duru, yalın, açık değilse, iletmek istediklerimiz tam iletemeyiz. İster istemez karşımızdakiler, anlatmak istediklerimizi tam olarak anlayamazlar ya da eksik, yanlış anlarlar.

Cümle bir yargı birimi olduğuna göre, cümledeki her sözcüğün bu yargıyı oluşturmada bir işlevi olmalıdır. Böyle değilse aynı anlama gelen ya da aynı işlevi yerine getiren sözcükler birlikte kullanılmışsa, o cümle duru değildir. Duruluktan yoksun cümlelerle oluşturulan yazılar da uzatılmış, doldurulmuş yazılardır.

Yargıyı ya da düşün... (Devam)
Diğer Konular 06 Haziran 2013 Yorum yok
Anlatım Nitelikleri
-ANLATIM NİTELİKLERİ-

AÇIKLIK:Bir anlatımdan herkes aynı anlamı çıkarabiliyorsa ve aynı anlamda kolayca birleşebiliyorsa o anlatım "açık"tır.Bir anlatımın ikili anlamlar iletmemesi ve kolayca anlaşılabilmesidir.

*ünlü sporcumuzun arka ayak adalelerinde ezilme saptandı.(sıfat yerinde kullanılmam)

*izinsiz inşaata girilmez.(zarf yerinde kullanılmıştır)

*ağzını sıkı tutmama ilişkimizin bozulmasına yaradı(neden oldu - yol açtı)

*yeni yürümeye başlayan çocuklar sık sık düşerler.

*bu romanında derece derece,şen ve akıllı bir genci anlatıyordu.(zarf yerinde kullanılmıştır)

*bu iş kesinlikle olacak galiba .(çelişen sözcük)

*heralde sınavı kazanırım zannediyorum.(" ")

*son sayıda yazdıklarımı okuduysanız konuştuklarımdan bunlar çıkmaz.(" ")

*aşağı yukarı tam bir yıl önce görmüştüm.

*bahçeye ektiğimiz fidanlar tutmadı.(diktiğimiz çizgi anlam inceliğine dikkat edilmiş)

*b... (Devam)
Diğer Konular 09 Haziran 2013 Yorum yok
B Sözlüğü (Deyim)
Baba adam : Yaşlı, hoşgörülü, yardımsever adam.

Babaları tutmak (üstünde olmak): Sinir ve öfkeden bağırıp çağır­mak, çok öfkelenmek.

Babamın adı Hıdır, elimden gelen budur : "Yeteneğim, gücüm ancak bu kadarını yapmama elveriyor." anlamında.

Babasının hayrına : "Hiçbir çıkar elde etmeden, sadece İyilik olsun di­ye" anlamında.

Bacak kadar: Ufak tefek; kısa boylu (kimse) (Karş.EI kadar.)

Badire(yi) atlatmak : Tehlikeli durumu geçiştirmek.

Bağ bozmak : Mevsim sonunda bağdaki üzümleri toplamak.

Bağdaş kurmak: Sol ayağını sağ bacağın, sağ ayağını da sol baca­ğın altına alıp oturmak.

Bağlandığı yerde otlamak : Yerinde saymak, hiçbir ilerleme göster­memek.

Bağrına basmak (birini): Sevgi gösterip onu koruyuculuğuna almak.

Bağrı yanık : Çok dertli, acılı (kimse).

Bahar başına vurmak (birinin) : -1. Havalar iyice ısınmadan İnce gi­yinmek. -2. Coşkun, taşkın, aşırı davranı... (Devam)
Diğer Konular 18 Nisan 2013 Yorum yok
Betimleme (Tasvir Etme)
BETİMLEME

Varlıkların duyu organlarıyla algılanabilecek şekilde tanıtılması için başvurulan anlatım yoludur. Genellikle olay yazılarında varlıklar, nitelikleriyle tanıtılırken kullanılır.

Betimlemede kişilerin duygu ve düşüncelerinin irdelenmesi, davranışlarının neden ve sonuçlarının incelenmesi de yer alabilir; buna çözümleme (tahlil) denir. Kısaca betimleme; kelimelerle resim yapmaktır.

UYARI: Betimleme paragraflarında genelde verilmek istenen mesaj bulunmaz; ancak mesaj taşıyan paragrafta ana düşünce sonuç bölümündedir.

Örnek:

Yeşil dağlar arasında Manisa, akşamları morararak susar; İnce rüzgârla dağılan ezan seslerinden sonra belde, derin bir sessizliğe dalar, karanlık basınca yamaçtaki evlerde cılız gaz lambalarının titrek ışıkları görülür.

Bu parçada, aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangisi kullanılmıştır? (1998 LGS)

A) Öyküleyici

B) Açıklamalı

C) Betimsel

D) Karş... (Devam)
Diğer Konular 27 Mayıs 2013 Yorum yok
Bilmeceler
Bir şeyin adını anmadan, niteliklerini üstü kapalı söyleyerek o şeyin ne olduğunu bilmeyi dinleyene bı­rakan oyun. Bilmeceler dünyayı henüz tanımaya başlayan, nesneleri ve objeleri yeni yeni kavrayan çocukların kelime hazinelerinin ve muhakeme güçlerinin artmasında Önemli rol üstlenirler Bilmeceler yapı bakımından ikiye ayrılır. İlkin bir­birine benzeyen, aralarında ses uyumu bulunan sözlerin (bunlar uydurma da olur) sıralanışı. Bu durumda bilmece'bir müzik uyumu taşır. Sözler arasında, uyumun sağlandığı an­lamsız bir bağlantı vardır. Daha doğrusu bilmecenin anlamı ikinci bölüme sığdırılır. Birinci bölüm çoklukla bir giriş niteli­ğindedir. İlk bölümde ses uyumuna, kolay söyleyişe, ikinci bölümde anlama Önem verilir. (Devam)
Diğer Konular 21 Haziran 2013 Yorum yok
Bir Bilim Adamının Romanı
Yazar, bu romanda hocası Mustafa İnan'ın hayatını kaleme almıştır. Bu yüzden biyografik bir eserdir. Romanda fakir bir halk insanı olan Mustafa İnan'ın dünyaca tanınan bir (araştırmacı) bilim adamı olma sürecinde yaşadığı güçlükler ve bu güçlüklere rağmen ahlak ve kişiliğinden hiçbir şey kaybet­memiş olması ele alınmaktadır. Oğuz Atay, eser, hocasının fotoğraflarını ekleyerek daha renkli bir eser ortaya koymuştur.

Bir Bilim Adamının Romanı Özeti:

Roman iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Mustafa İnan'ın doğumundan eğitim hayatı bitene kadarki dö­nem; İkinci bölümde ise hocalığından ölümüne kadarki süreç anlatılmaktadır.

Eser, Mustafa İnan'a şivesi ve görüntüsüyle çok benze­yen bir çocuğun Fen Fakültesi'ne giriş sınavının sonuçlarını öğrenmek için beklediği bir kuyrukta başlar. Kuyruktaki diğer öğrenciler, çocuğa taşralı olarak bakmakta; onun sınavı kaza­namayaca... (Devam)
Diğer Konular 02 Haziran 2013 Yorum yok
Birleşik Cümle
BİRLEŞİK CÜMLE

Birden çok duygu, düşünce, istek ve yargı bildiren cümlelere "birleşik cümle" denir.

Bu tür cümlelerde, yüklemin yanı sıra bir de "yan cümiecik ya da cümle" bulunur

"Çok koşan" Yan cümlecik

"çabuk yorulur." Temel cümle

Yan cümlesi, temel cümlenin öznesi, nesnesi, tümleci olan bileşik cümlelere "Girişik Cümle" denir....

♦ Araba devrilince / yol gösteren/ çok olur.

1. Yan cümlecik 2.Yan cümlecik Temel cümle

â–¡ Yan cümleciği dilek-şart kipli ya da şart bileşik zamanlı olan cümlelere "Şart Cümlesi" denir.

♦ Dersi dinlesen / anlarsın. (Zarf) -

Yan cümlecik Temel cümle.

♦ Bizimle gelirsen/ her sevi öğrenirsin. (Zarf)

Yan cümlecik Temel cümle

Yan-cümlecik görevindeki bağımsız bir cümlenin "ki" bağlacıyla temel cümleye bağlandığı cümlelere "ilgi cümlesi" denir. Bu tür cümleler de bileşik yapılı sayılır. Bu cümlelerde "ki" ba... (Devam)
Diğer Konular 14 Haziran 2013 Yorum yok
Bitmeyen Gece
BİTMEYEN GECE

KONUSU: Yazar, İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrenci iken, gözleri kör olur. Uzun bir süre, gözlerinin yeniden açılacağı ve göreceği ümidi ile yurt içinde ve yurt dışında tedavi peşinde ko­şar. Ancak, gözlerinin bir daha açılmayacağı kesindir. Bu fiziksel durumu, psikolojik olarak da kabullenen yazarımız, o günden İtibaren yaşamını, kendisi gibi görme özürlülerin eğitilmeleri için ne gerekiyorsa yapmaya adar. Bu konuda bir hayli de başarılı olur.

Nedense, öğleden akşama ne yediğimizi unuturuz da, yıllar öncesinden yaşadığımız bazı anılar renk ve canlıhklarıyla hafıza-mızdaki yerlerini korurlar. Üç, dört yaşında dedemin eski gazete­lerden yapmış olduğu külahı kafama geçirip, karşımda sırıtışı; güvercin yavrularını yakalamak için çıktığım pencereden düşüp, bayılışım gibi..

İstanbul'daki o Mayıs günü de böyleydi. Arkadaşım Celal, elindeki tıraş fırçasını sağı... (Devam)
Diğer Konular 27 Mayıs 2013 Yorum yok
C ' Ç Sözlüğü (Deyim)
C

Cadı kazanı: Alabildiğine dedikodu yapılan, fesat kurulan yer, ortam. Caka satmak : Gösteriş yapmak, büyüktük taslamak ; çalım satmak.

Cami yıkılmış ama mihrabı yerinde : Yaşlanmış ama eski güzelliğini

pek yıtirmemiş kadın İçin söylenir.

Can acısı: Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı, ağrı.

Can afacak (can alıcı) (yer, nokta) : Bir konunun ya da şeyin en

önemli noktası (yeri).

Can almak : Ölüme yol açmak, öldürmek.

Can atmak (bir şeye, bir şey yapmaya) : Onu elde etmeyi, herhangi

bir duruma kavuşmayı çok istemek.

Cana can katmak : İnsanın dinçliğini, neşesini artırmak, yaşamayı da­ha çekici duruma getirmek. Cana kastetmek : bk. Canına kastetmek. Cana kıymak : bk. Cantna kıymak.

Cana yakın : -1. Sevimli, içten, sokulgan kimse. -2. Şirin, gönül okşayı­cı şeyler için kullanılır.

Can benim, çıksın elin canı: "Ben sağlığıma, sahip olduğum şeylere düşkün... (Devam)
Diğer Konular 23 Mart 2013 1 yorum
Cümle Çeşitleri

A. YÜKLEMİN TÜRÜNE GÖRE CÜMLELER1. Fiil Cümlesi 2. İsim Cümlesi
B. ÖĞELERİN DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER1. Kurallı (Düz) Cümle2. Devrik Cümle
C. ANLAM YÖNÜNDEN CÜMLELER1. Olumlu Cümle2. Olumsuz Cümle3. Soru Cümlesi4. Emir Cümlesi 5. Ünlem Cümlesi 6. Şart Cümlesi 7. İstek Cümlesi
D. YAPI BAKIMINDAN CÜMLELER1. Basit Cümle2. Birleşik Cümlea. Girişik Birleşik Cümleb. İç İçe Birleşik Cümlec. İlgi Cümlesid. Şartlı Birleşik Cümle3. Sıralı Cümleler4. Bağlı Cümle1. "ki"li Bağlı Cümleler 2. Diğer Bağlaçlarla Kurulanlar

A. Yüklemine Göre Cümleler
Bir cümlenin yüklemi ya çekimli bir fiil ya da ek-fiille çekimlenmiş bir isi olabilir. Buna göre yüklemin türü bakımından cümleler ikiye ayrılır:
1. Fiil Cü... (Devam)
Cümle Bilgisi 15 Aralık 2012 Yorum yok
D Sözlüğü (Deyim)
Dağa çıkmak : Hükümete başkaldırıp dağda, kırsal yörelerde eşkıyalık yapmak.

Dağa kaldırmak (birini) : İstediğini elde etmek için birini dağa kaçır­mak.

Dağ başı: -1. Kent dışı, ıssız yer. -2. Yasaların geçmediği, herkesin dilediğini yapabileceği yer.

Dağdan gelip bağdakini kovmak : Sonradan geldiği halde oraya ken­dinden önce gelip yerleşmiş olanların hakkını çiğnemek, onları be­ğenmez olmak.

Dağ (doğ ura doğ ura bir) fare doğurmuş (doğurdu) : "Büyük sonuç vermesi beklenen şey küçük bir verim sağladı." anlamında.

Dağ (dağlar) gibi: -1. Pek iri, çok güçlü (kimse). -2. Göz korkutacak ölçüde çok olan (şey).

Dağlar dayanmaz : "Bu aa felaketin üzüntüsü dayanılacak gibi değil. anlamında.

Dağ taş : Her yan, her taraf.

Daha iyisi can sağlığı: Elde edilen bir şeyle ya da karşılaştırılan bir durumla yetinilmesi gerektiğinde söylenir.

Daha (daha da) neler: -1. "Öyle ş... (Devam)
Diğer Konular 02 Haziran 2013 Yorum yok
Dede Korkut Hikayeleri
Günümüze kadar gelmemiş olan ve on iki epik hikaye­den oluşan Dede Korkut Kitabı'nın diğer adı Oğuz Destanı (Oğuzname)'dır. Kuzeydoğu Asya'daki Göktürk Devletini oluşturan halklardan olan Oğuzlar, sonradan güneybatıya doğru göç ederek, X. yüzyılda Maveraünnehir ve civarındaki bozkırları yurt edinmişlerdir. Müslümanlığı kabul eden Oğuz­lar, X. ve XI. yüzyıllarda, o zaman müslüman olmayan Kıpçaklarla sürekli olarak çarpışmışlardır. İşte Dede Korkut Ki­tabı, Oğuz boylarının Doğu Anadolu'da kendi aralarındaki veya Trabzon Rumları ve Kafkas Gürcüleri ile olan savaşlarını anlatır. Bu savaşlar, tahminlere göre, eski Oğuz Destanı'na yansımıştır.

Ozanlar olayları defalarca yeniden saz eşliğinde söyle-mişlerse de en eski metinler kaybolmuştur. Elimizdeki met­nin, Oğuzlar Ortadoğu'ya yerleştikten sonra, Osmanlılar dev-rinde Doğu Anadolu'da Erzurum bölgesinde, XV. yüzyıl so­nunda yazıya geçirildiği tah... (Devam)
Diğer Konular 28 Mayıs 2013 Yorum yok
E Sözlüğü (Deyim)
Eceli gelmek : -1. İnsanın yaşamı doğal olarak sona ermek, eceli ile ölmek. -2. Doğal olmayan bir nedenle ölmek ya da öldürülmek.

Eceline susamak : Ölümüyle sonuçlanabilecek tehlikeli davranışlarda bulunmak. (Kars. Belasını aramak, ölümüne susamak.)

Ecel şerbeti içmek : Ölmek.

Ecel teri dökmek : Tehlikeli bir durum karşısında büyük korku ve kay­gı duymak; kendini ölecekmiş gibi hissetmek.

Eciş bücüş : Çirkin görünüşlü. (Kars. Çarpık çurpuk, eğri büğrü.)

Edebiyat yapmak: Bir konuda süslü, yapmacıklı boş sözler söyle­mek.

Efkâr dağıtmak : Kaygıyı, üzüntüyü, tasayı neşelenerek, eğlenerek gi­dermeye çalışmak.

Efradını cami, ağyarını mani: (esk.) "Gerekli her tür şeyi içeren, ge­reksizleri konu dışı bırakan" tanım için söylenir.

Eğri büğrü : Eğilmiş, bükülmüş; çarpık çurpuk. (Kars. Eciş bücüş.)

Ekalliyette kalmak : bk. Azınlıkta kalmak.

Ekin iti: Baş... (Devam)
Diğer Konular 19 Mayıs 2013 Yorum yok
Falaka
KONUSU: Bu eser, Ahmet Rasim'in çocukluk günlerini tüm ayrıntılarıyla anlattığı bir anı kitabıdır.

Hoca Korkusu:

Bugünkü okurlarıma ben bu hoca korkusunu nasıl anlatayım. Bundan yarım yüzyıl önce, çocuklar hem kendi gittiği oku­lun hocasından, hem de başka okulun hocalanndan korkarlardı. Bu hoca korkusu, diğer cin, peri, umacı korkusuna benzemezdi. Bu bambaşka bir korkuydu kendisini itirazsız saydıran bir korku..

Amine Doğru:

Bayramlarda, yumuşacık elini öptüğüm hoca beni bir gün bakkalın önünde görünce, elimden tutup okula götürdü. Bütün gün hocanın misafiri oldum. Akşama doğru, nerede olduğumu soran annem, kızmak için tam ağzını açacağı sırada, "Hoca efendi beni okula götürdü." deyince hemen yumuşayıverdi. Okulu beğen­diğimi söyleyince, önümüzdeki perşembe başlamam kararlaştırıldı.

Amin Alayı:

Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin dav... (Devam)
Diğer Konular 11 Mayıs 2013 Yorum yok
FEHİM BEY ve BİZ
Fehim Bey, Bursa eşrafından birinin oğludur. Galatasaray'da okumuş, bir süre Babıâli'de aylıksız olarak çalışmış; babası İstanbul'a geldiğnde durumunu anlamasın diye büyük bir konak tutmuş, döşeyemediği bu konağın boş odalarında sabahları keman çalmış; günün birinde Londra elçiliği üçüncü katibi olmuştur. Bu iş kendisine o kadar önemli görünmüş olacak ki, Londra'nın en büyük terzisine gidip, bir sefaret katibine iyi giyimli olmak için ne lazımsa yapmasını söylemiş; bir süre sonra elçiliğe, kapılardan sığmayan bir ambar getirmişler. Fehim Bey, bu bir ambar dolusu elbiseyi bütün ömrü boyunca giymek zorunda kalmış. Gençliğinde kendisini damat alabilecek birçok paşa ve beylerden birinin kızıyla evlenip zengin bir eve iç güveysi girmektense, orta halli bir aileninkızı Saffet Hanım'la evlenmeyi yeğlemiştir. 1908 Meşrutiyeti'nden sonra memlekette bir özel teşebbüs modası başlayınca, Fehim Bey de dışişl... (Devam)
Diğer Konular 19 Nisan 2013 Yorum yok
G Sözlüğü (Deyim)
Gafil avlamak (birini): Onu habersiz ve hazırlıksız olduğu bir sırada bastırmak, güç duruma düşürmek.

Gaf yapmak: Farkında olmadan yersiz bir davranışta bulunmak ya da bir kimseyi incitecek söz söylemek (Kars. Baltayı taşa vurmak, çam devirmek, pot kırmak.)

Gaipten haber vermek : Gelecekte neler olacağını söylemek, bilinme­yen âlemden haber vermek

Galebe çalmak: Üstünlük sağlamak, yenmek

Galeyana gelmek : Bir şeyden çok etkilenmek, heyecanlanıp coşmak

Galeyana getirmek (birini, bir topluluğu) ; Onu, o topluluğu etkileyip coşturmak.

Galip gelmek (çıkmak): Yenmek; üstün gelmek.

Garaz bağlamak (birine) :Ona karşı düşmanca duygular beslemek; kin beslemek (bağlamak).

Gargaraya getirmek : Gürültüye getirerek bir sözün, bir eylemin öne­mini, etkisini hafifletmek, dikkatten kaçırmak

Garibine gitmek: Garip bulmak, yadırgamak; acayibine gitmek, tuha­fına gitmek.

Garip gelmek: Garipsemek, yadırgamak; acayip... (Devam)
Diğer Konular 17 Haziran 2013 Yorum yok
Halime Kaptan
HALİME KAPTAN RIFAT ILGAZ

KONUSU: Kurtuluş Savaşı sırasında Cide'li bir kadın kaptanın, azgın fırtınalar ve korsanlarla boğuşarak İnebolu'ya cepha­ne taşıması anlatılmaktadır.

Yer Cide sahilinde bir köy evidir. Romatizma ağrılarından muzdarip Temel Reis, yatakta durmadan dönmekte, torunu Memiş yanındaki yatakta, gelini Halime ise, diğer odada yatmak­tadır. Halime'nin kocası Sabri ise Samsun Askerlik Şubesinde askerdir.

Temel Reis'in takası ise, biraz ilerde denizin kenarında, yaşlı gövdesi ile azgın karayele direnmeye çalışmaktadır.

Kış yaman geçeceği için, mutlaka yiyecek, gaz, tuz, şeker te­mini gerekiyordu. Bunun için de İnebolu'ya gitmekten başka bir çareleri yoktu.

Bu nedenle, Temel Reis, sabah erken kalktı. Sağlam bir şekil­de elbiselerini giydikten sonra, kendisine yardımcı olması için çağırdığı Halime'nin yeğeni on üç yaşındaki Bekir'i diğer iki ço­cuğu çağırması için gönderdi. Sonr... (Devam)
Diğer Konular 23 Mart 2013 2 yorum
Toplam 3 sayfa, 1. sayfadasın: 1, 2, 3, Sonraki
Popüler Sayfalar:
Son Ziyaretler:
Coğrafya Sitesi Tarih Sitesi Matematik Sorusu