1923 yılında doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki öğrenimini yanda bırakmıştır. Abbas Sayar, gazete satıcılığı, kitapçılık, matbaacılık ve çiftçilik yapmıştır. Üniversite yıllarında çıkarmış olduğu 'Bozlak' adlı gazetesini ilerleyen yıllarda 'Bozok' adıyla yayınlamayı sürdürmüştür. Yılkı Atı adlı romanıyla TRT 1970 Sanat Ödülleri yarışmasında başarı ödülü almıştır.
Başlıca eserleri şunlardır: Gönül Sandalı, Sereserpe, Neco'ya Mektuplar, Çelo, Yorganımı Sıkı Sar, Noktalar, Anılarda Yumak Yumak, Can Şenliği'dir. (Devam)
Toplumu yakından ilgilendiren bir konuda ya da olayda değişik fikirlere sahip yetkili insanların yaptığı tartışmalara verilen addır. Açık oturumlarda bir başkan ve konuşmacılar bulunur. Açık oturumlar dinleyiciler karşısında yapılabileceği gibi radyo ve tv gibi yayın organlarında da yapılabilir.
Bu tür tartışmalarda başkan başlangıçta konuyu açıklar, sonra konuşmacı kişileri izleyicilere tanıtır. Sırasıyla konuşmacılara söz hakkı tanır. Konuşmacı sayısı 3 ya da 5 kişi olabilir. Bazı zamanlarda bu sayının üstünde konuşmacı olabilir. Tartışmayı sunan başkan işlenen konuya daha önce hazırlık yapar. Bunun nedeni ise başkan sorular yönelterek konuşmacıların belirli noktaları anlatmalarına imkan sağlar. Başkan soruları konuşmacılara sırayla ve dönüşümlü olarak sorar. Konuşmacılar kendilerine sorulan sorulara süreyi iyi kullanarak mantıklı cevaplar verir. Bu arada başkan hem açıkoturumu yönlendirm... (Devam)
KONUSU: Anadolu kültürü ile ilgili hemen her konuda söyleşiler, türküler, şiirler vb. örnekleri ile dolu bir kitap.
Diyoruz ki:
Arabamız köyün meydanında durduğu zaman, hemen dikkatimizi çeken büyük ve heybetli çınar ağacına baktık ve altında oturan köylülere kaç yaşında olduğunu sorduk. Sözü yaşlı bir amcaya bıraktılar: "Onu bu meydana diktikleri zaman ben daha çocuktum. Birlikte büyüdük sayılır. Biz baktıkça öyle büyüdü ki, heybetinden ürker hale gelmiştik. Derken ne oldu, nasıl oldu bilemiyoruz, bir kış dallarından biri kütürdeyerek göçtü. Bir fırtınada birkaç dalı daha koptu. Bir bahar san sarı küfler kabuğunu sardı. İçinde, nereden geldiği bilinmez haşereler türemişti. Aklı erenler, 'gövdeye bakın, gövde çürümemişse önemli değil' dediler. Hemen temizliğe başladık. Dalları budadık.
"Çınar dediğin devlet gibidir. Sen köke bak, g... (Devam)
Monks'un "Benden ne istiyorsunuz?" sorusu üzerine de: "Babanız annenizle evlendi ve siz oldunuz. Sonra, babanız annenizle anlaşamadı ve ayrı yaşamaya başladı. Bu arada, yaşlı bir adamla dost oldu ve onun büyük kızım sevdi. Ancak, bulaşıcı bir hastalığa yakalandığı için aniden öldüğünden, vasiyetnamesini yazamamıştı. Bu nedenle bütün serveti sizinle annenize kaldı. Ancak, babanız bana bir resim bırakmış ve bütün olanları
Kitap okuyan ablasıyla oturan Alice'in canı sıkılıyordu. Ablasının okuduğu kitaba bakarak, "Resimsiz ve konuşmazız kitap ne işe yarar ki?" diye düşündü. İşte o anda, pembe gözlü Beyaz Tavşan yanından koşarak geçti. Bu sıradan bir olaydı. Ancak, Tavşan yelek cebinden bir saat çıkarıp baktı ve ardından koşarak uzaklaştı. İşte, sıradan olmayan şey buydu. Merakla tavşanın peşind... (Devam)
Anlatımın temel birimi cümledir. Düşündüklerimizi, duyduklarımızı, tasarladıklarımızı ya da yaşadıklarımızı karşımızdakilere tam olarak iletebilme, cümle kurabilme gücümüze bağlıdır. Doğrusu cümlelerimizin açık, duru, yalın dilin işleyiş kurallarına uygun ve dilbilgisi yönünden doğru olmasıyla ilgilidir. Cümlelerimiz bu niteliklerden yoksunsa, duru, yalın, açık değilse, iletmek istediklerimiz tam iletemeyiz. İster istemez karşımızdakiler, anlatmak istediklerimizi tam olarak anlayamazlar ya da eksik, yanlış anlarlar.
Cümle bir yargı birimi olduğuna göre, cümledeki her sözcüğün bu yargıyı oluşturmada bir işlevi olmalıdır. Böyle değilse aynı anlama gelen ya da aynı işlevi yerine getiren sözcükler birlikte kullanılmışsa, o cümle duru değildir. Duruluktan yoksun cümlelerle oluşturulan yazılar da uzatılmış, doldurulmuş yazılardır.
AÇIKLIK:Bir anlatımdan herkes aynı anlamı çıkarabiliyorsa ve aynı anlamda kolayca birleşebiliyorsa o anlatım "açık"tır.Bir anlatımın ikili anlamlar iletmemesi ve kolayca anlaşılabilmesidir.
*ünlü sporcumuzun arka ayak adalelerinde ezilme saptandı.(sıfat yerinde kullanılmam)
*izinsiz inşaata girilmez.(zarf yerinde kullanılmıştır)
*ağzını sıkı tutmama ilişkimizin bozulmasına yaradı(neden oldu - yol açtı)
*yeni yürümeye başlayan çocuklar sık sık düşerler.
*bu romanında derece derece,şen ve akıllı bir genci anlatıyordu.(zarf yerinde kullanılmıştır)
*bu iş kesinlikle olacak galiba .(çelişen sözcük)
*heralde sınavı kazanırım zannediyorum.(" ")
*son sayıda yazdıklarımı okuduysanız konuştuklarımdan bunlar çıkmaz.(" ")
*aşağı yukarı tam bir yıl önce görmüştüm.
*bahçeye ektiğimiz fidanlar tutmadı.(diktiğimiz çizgi anlam inceliğine dikkat edilmiş)
Batı kültürü etkisinde gelişen Türk edebi yatını yeterince kavrayabilmek için, Batı'nın ve Türk toplumunun Batılılaşma sürecinin iyi bilinmesi gerekir. Çünkü toplumların kültür ve sanatının en temel belirleyicileri toplumsal, siyasal ve ekonomik yapılarıdır. Batı etkisindeki Türk Edebiyatı ve sanatçılarına geçmeden Önce 18. Ve 19. yüzyıltardaki Batı ve Osmanlı toplumlarının sözünü ettiğimiz yapılarına değinmekte yarar var: Batı, 18. Yüzyıla kadar gelinlen süreçte, "reform" la dinin yaşamın her alanındaki belirleyiciliğinden kurtuldu. Rönesansia sanatının temellerini buldu. Yani coğrafi keşiflerle, sömürgecilikle zenginleşti. Feodaliteden uiusal devletler yapısına geçti. Bilimsel buluşların aydınlığına kavuştu. 1789 Fransız Devrimi, bu köklü dönüşümlerin en önemli sonucudur. Bu gelişmelere karşılık Osmanlıda şeriata dayalı ortaçağ yapısı egemendi. Sürekli savaşlar ve iç ayaklanmalarla ... (Devam)
KONUSU: Yazarından dinleyelim: Çocukları pek severim. Hayatla her insanın bir zaafı, bir alışkanlığı vardır. Benim tek büyük zaafım da -niçin itiraf etmemeli- çocuk sevgisidir! Ve bu aşk yüzünden ışık çevresinde dönen pervane misali öğretmenlik mesleğine tutulup kalışım bundandır.
Yalnız sevimli, terbiyeli, zeki ve çalışkan olanları değil, -Böylesini herkes sever!- ben sevimsiz, somurtkan, haylaz, hatta aptal çocukları da netlerim. Bana 'Öğretmenimi' diyen ses, beni 'Annemi' diye çağıran ses kadar sevgili ve kıymetlidir."
Yazarın kendisinin de anlattığı gibi, kitabın konusu öğrencilerdir. Onlar yazarın "Küçük Dostları "dırlar. Bizim niye olmasınlar ki?
Mefharet ve Arkadaşları:
Çocuklar, genç öğretmenleri severler. Yeter ki, gülümsemesini bilsin..
Memleketin sıkışık, karanlık günleriydi. Bîr yandan okuyor, bir yandan da özel bir lisenin ilk(öğr... (Devam)
Yazar, bu romanda hocası Mustafa İnan'ın hayatını kaleme almıştır. Bu yüzden biyografik bir eserdir. Romanda fakir bir halk insanı olan Mustafa İnan'ın dünyaca tanınan bir (araştırmacı) bilim adamı olma sürecinde yaşadığı güçlükler ve bu güçlüklere rağmen ahlak ve kişiliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olması ele alınmaktadır. Oğuz Atay, eser, hocasının fotoğraflarını ekleyerek daha renkli bir eser ortaya koymuştur.
Bir Bilim Adamının Romanı Özeti:
Roman iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Mustafa İnan'ın doğumundan eğitim hayatı bitene kadarki dönem; İkinci bölümde ise hocalığından ölümüne kadarki süreç anlatılmaktadır.
Eser, Mustafa İnan'a şivesi ve görüntüsüyle çok benzeyen bir çocuğun Fen Fakültesi'ne giriş sınavının sonuçlarını öğrenmek için beklediği bir kuyrukta başlar. Kuyruktaki diğer öğrenciler, çocuğa taşralı olarak bakmakta; onun sınavı kazanamayacaÄ... (Devam)
Bu dönem, demokratik hak ve özgürlüklerin sınırlı da olsa kullandığı zamana rastlar.
1860'da ilk özel Türk gazetesi Tercüman-ı Ahval'ın çıkarılışı ile başlar.
Birinci dönem Tanzimat Edebiyatının özellikleri:
1. Bu döneme " sanat, toplum içindir." Anlayışı egemendir. Sanatçılar, bu yüzden, sanatı toplumu eğitmede. Batı kültür öğelerini tanıtmada bir araç olarak görmüşlerdir.
2. Sanatçılar, o döneme kadar edebiyatımızda görülmeyen roman, öykü, tiyatro, makale, eleştiri, gazete, .gibi düzyazı türlerini edebiyatımıza sokarak, düzyazının her alanında eserler vermeye çalışmışlardır. Bu ürünler ilk kez denendiğinden, taklide dayalı olduğundan, sanatsal nitelikleri oldukça zayıftır.
3. Sanatçılar, sade bir dille yazmayı amaçlamalarına karşın, köklü alışkanlıkları nedeniyle bu amacı yeterince uygulayamamalardır.
4. Edebiyatta, Fransız Devrimi'nin yaydığı, yurt, ulus, a... (Devam)
KONUSU: Yazar, İstanbul Hukuk Fakültesinde öğrenci iken, gözleri kör olur. Uzun bir süre, gözlerinin yeniden açılacağı ve göreceği ümidi ile yurt içinde ve yurt dışında tedavi peşinde koşar. Ancak, gözlerinin bir daha açılmayacağı kesindir. Bu fiziksel durumu, psikolojik olarak da kabullenen yazarımız, o günden İtibaren yaşamını, kendisi gibi görme özürlülerin eğitilmeleri için ne gerekiyorsa yapmaya adar. Bu konuda bir hayli de başarılı olur.
Nedense, öğleden akşama ne yediğimizi unuturuz da, yıllar öncesinden yaşadığımız bazı anılar renk ve canlıhklarıyla hafıza-mızdaki yerlerini korurlar. Üç, dört yaşında dedemin eski gazetelerden yapmış olduğu külahı kafama geçirip, karşımda sırıtışı; güvercin yavrularını yakalamak için çıktığım pencereden düşüp, bayılışım gibi..
İstanbul'daki o Mayıs günü de böyleydi. Arkadaşım Celal, elindeki tıraş fırçasını sağı... (Devam)
a. Asıl olarak dilimizde, her cümle büyük harfle başlar. Cümle sonu işaretlerinden sonra (nokta, soru işareti, ünlem işareti) büyük harfle devam edilir;ancak bazı şiirlerde bu kurala uyulmayabilir.
- Niye canını sıkıyorsun? Ben senin başaracağına eminim.
b. Özel adların (isimlerin) her sözcüğü büyük harfle başlar:
- Mustafa Kemal Atatürk, Ali Bey, Türkiye Cumhuriyeti, Tekir, Vatan Caddesi, Marmara Denizi, Kızılay, Türk Dili Dergisi, Türkçe, Mars..
c. Mektuplarda ve resmi yazışmalarda hitap sözcükleri büyük harfle başlar:
- Sevgili Kardeşim,
d. Belirii bir günü bildiren tarihlerde ay ve gün adlan büyük harfle başlar.
- 17 Haziran Pazar günü
e. Yazı başlıklarını her sözcüğü büyük harfle başlar:
1. Yazıda cümlelerin ilk sözcüğü büyük harfle başlar. 2. Şiirlerde mısraların ilk sözcüğü normal olarak büyük harfle başlar. 3. Mektuplarda hitapların ilk sözcüğü büyük harfle başlar. Örnek: Sevgili Kardeşim, 4. Resmi yazılarda hitapların ilk sözcüğü ve bütün isim soylu kelimeler büyük harfle başlar. Örnek: Sayın Başkan, 5. İki noktadan sonra başka bir kimseden alıp tırnak içinde verdiğimiz aktarmaların ilk sözcüğü büyük harfle başlar. Örnek: Bir gün, laf arasında bana: "Bir beşik gibi sallanır bu dünya, rahat uyusun çocuklar..." demişti. 6. Başka bir kimseden bir cümlenin ancak bir bölümünü aktardığımız zaman ise onun ilk sözcüğü üç noktadan sonra küçük harfle başlar. (Devam)
Kimi farklı noktaları olmakla birlikte, ulusal Edebiyat dönemi ile Cumhuriyet dönemini kesin çizgilerle birbirinden ayırmak olanaksızdır. Ulusal edebiyat dönemi sanatçılarının önemli bir bölümü, benzer sanat anlayışlarıyla edebiyat yaşamlarını bu dönemde de sürdürdüler.
Kurtuluş Savaşıyla, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, emperyalizme karşı verilen mücadele kazanıldı. 1923'te de Cumhuriyetin ilanıyla siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda büyük değişimler gerçekleşti.
Din birliğine dayalı ümmet toplumu yerini, ulusal devlete bıraktı. Teokratik devletten, demokratik devlete dönüşüm başladı. Latin alfabesinde geçildi. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumları kuruldu. Dilin özleşmesi hızlandı.
Bu değişim, sanat-edebiyatta da yansımalarını buldu:
Cumhuriyet öncesi sanatçılarının büyük bir bölümü İstanbul'da ya da diğer büyük kentlerde yaşardı. Varlıklı kesimlerin... (Devam)
Divan edebiyatında düzyazıya "inşa", düzyazı ile uğraşana "münşi" , düzyazıyla oluşturulan eserlere de "münşeat" denir. Cümleler uzun dil ağırdır. Noktalama işaretleri kullanılmamıştır. Düşünce ağırlığı yoktur. Sanat yapma çabası, süslü anlatım düşünceden çok önemsenmiştir. " Seci " denen düzyazı uyağı kullanılmıştır.
Divan edebiyatında düzyazı üç bölümde incelenir:
a) Sade Nesir:
Halk için yazılmış eserler bu bölümdedir. Kolay anlaşılır olma temel alınmıştır. Din ve tasavvuf tarih, ahlak konulu kitaplar sade nesir özelliği taşır. Bu kitaplarda yabancı sözcük sayısı oldukça azdır. Evliya Çelebi'nın Seyahatnamesi, Mercimek Ahmet'in "Kabusname'si, Kul Mesut'un Beydeba'dan "Kelile ve Dimne" çevirisi ve Katip Çelebi'nin kimi eserleri sade nesirle yazılmıştır.
b) Süslü Nesir:
Süslü nesir halka yönelik değildir. Bu nesrin dili ağırdır. Söz sanatları ve seci fazlasıyla ku... (Devam)
1917 yılında Galatasaray'dan hocası olan Fikret'in bir şiiri hakkında yazdığı yazının Servet-i Fünun'da yayımlanmasından cesaret alan Ruşen Eşref yazı hayatına atılır. Ardından Aşiyan'da karşılaştığı Rıza Tevfik'ten de bir randevu koparır ve Filozofla evinde yaptığı görüşme sonunda "Rıza Tevfik Bey'le Bir Gün" başlıklı bir yazı kaleme alır. Yine Servet-i Fünun'da çıkan bu yazıyı Donanma mecmuasında "Cenab Şahabeddin Bey'i Bir Gün Ziyaret" takip eder. Bizde benzerine daha önce rastlanmayan bu edebî mülakatların çok beğenilmesi üzerine, Abdülhak Hamid, Halide Edip ve Fazıl Ahmed'le yaptığı mülakatları da Türk Yurdu'nda yayımlanır, daha sonra Vakit gazetesine geçer.
Mülakatlar, 1918 yılının başlarında Vakit'te peş peşe çıkmaya başlayınca, özellikle edebiyat çevrelerinde, bütün hızıyla devam etmekte olan dünya harbi haberlerine duyulan merakı bile bastırmış, bir yığın dedikoduya ve ... (Devam)
Halkla aydınlar arasında bir köprü kurmuş olan Aşık Veysel'in şiirleri konu bakımından epeyce zengin bir çeşitlilik göstermektedir. Yunus Emre'nin etkisi altında kalarak söylediği şiirlerinde halk edebiyatı kültürünün mayasına karışan yönleriyle tasavvuf edebiyatından izler bulunur. Aşk şiirlerindeki deyişleriyle de Karacaoğlan'ı hatırlatır. Şiirlerinde yer yer yöresinin özellikleri de görülür.
Eşber, Hindistan'da Keşmir hükümdarıdır. Büyük İskender, Hindistan'ı zapt etmeğe başladığı zaman, Eşber kendi askerinin azlığına bakmadan karşı koymak ister. Kız kardeşi ve hükümdarlıkta ortağı olan Sumru, İskender'i sevdiği için, kardeşini bu fikirden caydırmağa çalışır. Eserin yüksek kahramanlık fikirlerinden ve vatanına hıyanet etmiş görünen kız kardeşini öldürmesi noktalarından bu eserle Fransız şairi Corneille'in Horace piyesi arasında benzerlik noktaları bulanlar vardır. Eser Abdülhak Hamit Tarhan'a aittiir. (Devam)