Bir cümle olarak dile getirilen bir tezle bir antitezin iki ayrı grup yani farklı iki taraf arasında ve bir hakem kurulu karşısında tartışılmasına münazara adı verilir. Bu tür tartışmalar, aslında düşünce ve söz yarışmasıdır. Münazarada kullanılan dil ve üslup edepli ve seviyeli olmalıdır. Bu ölçü kaçırıldığında münazara çatışmaya dönüşür ki çatışmada sertlik, kabalık ve demagoji blunur. Bu sebeple tartışılan konularda tartışmacılar ister yanlış şeyler dile getirsin isterse fikrimize tamamen aykırı şeyler söylesin konuşmacıya müdahale etmeden sıramız geldiğinde kendi düşüncemizi söylemeliyiz. Münazara çoğunlukla eğitim kurumlarında öğrencilerin yeteneğini geliştirmek ve toplum önünde düzenli, soğuk kanlı konuşma alışkanlığını ayrıca karşı fikre saygı duyma düşüncesini edinmeleri amacıyla düzenlenir.
Sınıfta yapılan bir münazarada gruplar üç ya da dörder öğrenciden oluş... (Devam)
Medrese eÄŸitimi görmüştür. 4. Murat döneminde yaÅŸamış, bir süre korunmuÅŸ ancak Sadrazam BayÂram PaÅŸa'yı eleÅŸtiren bir hicvi yüzünden boÄŸdurularak cesetı Sarayburnu'ndan denize atılmış.
Divan ÅŸiirinde kaside (övgü) ve hiciv (yergi) ÅŸairi olarak tanınmakla birlikte, gazelleri de vardır, övÂgülerinde de yergilerinde de aşırı abartmalara yer vermiÅŸtir.
Dili ağır olmasına karşın, akıcıdır. Arapça ve Farsça sözcük ve deyimlerle dizelerini kurmuştur; ancak cümle yapısı sağlam, dili sese uygundur. Tamlamalar ve süslü, sanatlı bir üsiup kullanmıştır. Nefi, şiirlerinde ses öğesine önem vermiş, betimlediği ortamların sesini şiirlerinde yansıtmıştır.
Türkçe ve Farsça birer Divan'ı vardır. En ünlü eseri Siham-ı Kaza da (Kaza Okları), hicivleri yer alır. (Devam)
Ortak özellikleri taşıyan varlıkları anlatan, geniş kapsamlı sözcüklere, genel anlamlı; belirli bir varlığı ya da kavramı karşılayan, anlamca sınırlı sözcüklere Özel anlamlı sözcükler denir.
Genelden Özele sıralanış: bitki ' ağaç ' çam -karaçam
Paragraf, bir metnin en küçük düşünce birimidir. Parağraf; konu, ana fikir ve yan düşüncelerden meydana gelir. Bu nedenle paragrafta yer alan düşünceler arasında bir zincirin halkaları gibi bir ilişki vardır. Paragrafta her cümle kendinden önceki cümlede vurgulanan kavramı açıklar.
Giriş Bölümü: Paragraftaki konuyu, bakış açısını belirten cümle ya da cümlelerdir. Çoğu kez ilk cümledir. Bu cümlelerde bağlantı öğesi yoktur. Bağlantı Öğesi, bir cümleyi kendinden önceki cümleyle bağlayan sözcüklerdir. Bunlar; "ise, kimi, birde, bunun için, oysa, ve, ile..."
Saati saatine : Tam zamanında, na onca, ne sonra.
Saati saatine uymamak : Durumu, tavırları sık sık değişmek bir öyle böyle olmak; bir saati bir saatine uymamak.
Saat tutmak : Bir iÅŸe baÅŸlama saatini aynntyîa saptamak ve bitinceye kadar geçecek zamanı belirlemek için sürekti olarak ya da sık ak saÂatine bakmak.
Sabaha çıkmamak: Hasta sabah olmadan ölmek. Sabah akşam: -1. Bir sabah bir akşam dmak üzere. -2. Her zaman, hiç ara vermeden.
Sabahı etmek (bulmak): Akşam başlanan bir iş uğruna bütün geceyi uykusuz geçirmek
Sabahın köründe : Daha ortalık ağarmadan, çok erkenden.
Arapça bir sözcük olup, iÅŸitilerek anlamında olup hece ölçüsüyle yada aruzun 4x mefâilün kalıbıyla yazılır. Halk ÅŸiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koÅŸma biçiminde terÂtip edilip özel bir ezgi ile söylenen ÅŸiirlere denir. Genellikle en az üç, en fazla beÅŸ dörtlükten oluÅŸur. ÇoÄŸunlukla; aÅŸk,tabiat, güzellik ve ayrılık temalarını iÅŸler. UzunluÄŸu üç, beÅŸ dörtlük arasında deÄŸiÅŸir. Özel bir ezgiyle okunur. (Devam)
1. Servet-i Fünun sanatçıları, Batı kültürüyle yeÂtiÅŸmiÅŸ birkaç yabancı dil bilen, Batı edebiyatları özellikle de Fransız edebiyatını, yakından izleyen kiÅŸilerdir. Tümü Divan edebiyatına karşıdır, ancak aruz ölçüsünü kullanırlar.
2. Bu döneme ortamın siyasal ve toplumsal koÂÅŸulları nedeniyle "sanat için sanat" anlayışı egeÂmendir. Sanatçılar Osmanlının büyük kentlerindeki küçük bir azınlığa seslenen bir salon edebiyatı oluÅŸturmuÅŸlardır.
3. Sanatçılar, Tanzimatın birinci dönemindeki sadeleÅŸme anlayışından bütünüyle uzaklaÅŸmışlar. Fransızcanın ahengini, estetiÄŸini yakalayabilmek için de yeni sözcük ve tamlamalar uydurmuÅŸlar (niÅŸe -i cenah-ı meleki melek kanadının saçağı, saat-i semen fam yasemin renkli saatler..) Arapça-Farsça sözcüklerle dolu aÄŸdalı bir dil kullanmışlarÂdır.
Sıfatlar isimleri renk, durum, biçim bakımından niteleyen; sayı, soru belgisizlik, işaret yoluyla belirten sözcüklerdir.
SIFATLAR
A. NÄ°TELEME SIFATLARI B. BELÄ°RTME SIFATLARI
1. İşaret sıfatı
2. Sayı sıfatı
a. Asıl sayı sıfatı
b. Sıra sayı sıfatı
c. Üleştirme sayı sıfatı
ç. Kesirli sayı sıfatı
3. Belgisiz Sıfat
4. Soru sıfatı
Örnek: Yaşlı adam eski tüfeğini alıp yemyeşil tepelerin güzel mekânlarına doğru yola çıktı. Yolda iki kişiye rastladı. Biri bu yol iyi bir yol değil dedi.
Somut Anlam: Sözcüğün belirttiği kavram veya nesne, duyu organlarımızdan biri ya da birkaçı tarafından algılanıyorsa, o sözcük somut anlamlıdır. Yol, gürültü, koşmak, baca, çiçek..
Bir konuşmacı tarafından bir yerde toplanmış topluluğa, bir düşünceyi coşkulu bir diile anlatmaya denir. Bunlara, "yaşatıcı yazılar" da diyebiliriz. Öyküleme anlatım biçiminin ağırlıklı kullanıldığı, okuyucunun bilgisini artırmaktan çok hayal dünyasını zenginleştirmeyi amaçlayan yazı türleridir:
Bir gerçeğe inanan bir insanın toplumu bu gerçeğe inandırmak için özünün bütünü ile yaptığı telkin sürecine hitabet; bir fikri, bir davayı karşısındaki insanlara dil ustalığı ile açıklamaya hitabet sanatı; toplum önünde bu konuşmayı yapana hatip; bir insan topluluğuna bir fikri vermek bir ülküyü aşılamak amacıyla söylenen sözlere ise nutuk veya söylev denir.
Hatiplik sanatı, insanlık geçmişinin en eski ve en köklü sanatlarındandır. Bu sanatla peygamberler ve din adamları insanları doğru yola davet etmişler; padişahlar, krallar ve kumandanlar ordularına bu sanatla hükmetmi... (Devam)
Sözcük, kendi başına anlam taşıyan ya da cümlede görevi olan ses parçasıdır.
"Roman ve öykü olay anlatan türlerdir." cümlesinde "ve" sözcüğü anlam taşımayan, bağlama görevi olan bir sözcüktür. Diğer sözcüklerin ise, kendi başlarına bir anlamları vardır.
Sözcükler, ağzın bir ya da birkaç hareketiyle söylenir. (Devam)
Tamlayan, tamlaÂnanın neden yapıldığını belirtir. Her iki ad da tamlaÂma eki almaz.
Cam vazo (Camdan yapılmış vazo)
Çelik tencere (Çelikten yapılmış tencere)
Takısız ad tamfamalarında tamlayan hammaddenin, tamlanan ondan elde edilmiş bir ürünün adıdır.
Deri koltuk (Hammadde- Ürün)
*Takısız ad tamlamalarını sıfat tamlamalanyla karıştırmamak için "-den" ekinden yararlanılaÂbilir. Takısız tamlamada tamlayan "-den" ekini alarak da kullanılabilir. Sıfat tamlamalarında ise tamlayan bu eki alamaz. Ayrıca sıfat tamlamaÂlarında tamlayan olan sözcük özellik belirtir, "nasil" sorusunu yanıtlar.
Yün hırka "yünden hırka" şeklinde Takısız ad tamlaması kullanılabilir.
Yeni hırka "yeniden hırka" olarak Sıfat Tamlaması kullanılamaz.
*Bazı kaynaklar, tamlananın neye benÂzediÄŸini belirten tamlamaları takısız ad tamlaÂması olarak verirler, Bu tür tamlamalarda tamÂlayan mecaz olarak kullanılmış bir addır... (Devam)
Jean-Paul Sartre, "Sözcükler" adlı yapıtında, yazarlığa yöneliş dönemini anlatırken büyükbabasının kendisine verdiği şu öğüdü anıyor ve özenle şunları söylüyor: "Yalnız gözlerinin olması yetmez, onlardan yararlanmayı da öğrenmeli insan."
Bu yöntemlerin dışında az da olsa, paragraflarda sayısal verilerden yararlanma, olaylar ve düşünceler arasında ilgi kurma yöntemlerine de rastlanır. (Devam)